Gerici kuşatmanın panzehri laiklik

Diyanet İşleri Başkanı’nın dua okuduğu Adli Yıl açılışı tepki çekti. Hukukçular ve akademisyenler, kurumların dinci politikalarla dönüştürüldüğüne dikkat çekerek “Laikliğe her zamankinden fazla ihtiyaç var” dedi.

Gerici kuşatmanın panzehri laiklik

Zilan Akay

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Yargıtay’ın yeni hizmet binasında dua okuduğu Adli Yıl açılış törenin yankıları sürüyor. Erbaş, “Bu eserin açılışını besmeleyle gerçekleştiriyoruz. Hayırlı ve mübarek eyle Allah’ım, bereketli eyle Allah’ım” ifadelerini kullanırken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanı sıra Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca’nın da üzerinde cübbesiyle duaya eşlik ettiği görüntüler kamuoyunda büyük tepki çekti. Dualı açılışın, hem laiklik ilkesine hem de yargı bağımsızlığına yönelik bir tehdit olduğu vurgulandı. Konuya ilişkin BirGün’e değerlendirmelerde bulunan Yargıçlar Sendikası Başkanı Ayşe Sarısu Pehlivan ile akademisyen Yasin Durak, iktidarın yargı ve kurumları dinsel kaygılarla dönüştürdüğüne dikkat çekerken, buna karşı etkili bir muhalefet geliştirilmez ise durumun daha da kötüye gideceğine vurgu yapıyor.

Açıklamalarla yetinilmemeli

Söz konusu görüntülerin laik bir devlette olmaması gerektiğinin altını çizen Pehlivan, “Dua şekli itibarıyla da garip, metinde bereketli olsun şeklinde bir ibare geçiyor. Kendi özünde bile son derece yanlış ibareler var. Ne bereketli olsun? Yıllar içerisinde laiklik ilkesinin içeriğinin nasıl boşaltıldığını görüyoruz. Laiklik ilkesine ilişkin pek çok kurum açıklama yaptı ancak geldiğimiz aşamalar açıklamalarla yetinilmemesi gerektiğini gösteriyor” dedi.
Laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak Anayasa’ya aykırı hareket edildiğini belirten Pehlivan, şöyle konuştu: “Gerçekten siyasi ikbal uğruna eğer bir yerlere mesajlar veriliyorsa burada yargı kurban ederek verilmemeli. Çünkü yargı herkes için gerekli ve herkesin bir gün adalete ihtiyacı olacaktır. Ayrıca Türkiye sadece Müslümanların yaşadığı bir ülke değil, farklı inanca sahip olan insanlar da var. Ama yargıda İslamiyet’in hakimiyeti varmış gibi bir görüntü çiziliyor” ifadelerini kullandı.

Kurumların laiklik ilkesinden uzaklaştığına değinen Pehlivan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Boğaziçi öğrencilerinin yargılandığı, Kabe soruşturması kapsamında yapılan tutuklamalara ilişkin Adalet Bakanlığı’nın Anayasa Mahkemesi’ne verdiği cevapta, eşcinselliğin İslam’a göre haram olduğu belirtilerek tutuklamaların kanuna uygunluğu söylenmişti. Kurumların dini olduğunu gösterme çabasına girdiklerini görüyorum. Bu da son derece tehlikeli bir durum… Hâlâ ‘laik bir devletiz’ diyorsak bunun gereğini görüntü ve söylem itibariyle yapmak durumundayız. Siyasi iktidar uğruna laiklik ilkesinin içerisini boşaltarak bir şeyler feda edilecekse bu yargı, mahkemeler ve hukuk olmamalı.”

“Yargıtay başkanının üzerindeki cüppesiyle dua ederken verdiği o fotoğraf on yıl evvel başlatılan bir maratonun ardından çıkılan madalya kürsüsünde çekilmiş gibi” diyen Akademisyen Yasin Durak ise, “Bugün gözümüze soka soka yapılan bu dinci pratiklerin arka planında uzun yıllar kimsenin önemsemediği, AKP tarafından itinalı bir çabayla kademe kademe gerçekleştirilmiş bir dönüşüm süreci var. 13 Şubat 2010’da Kutlu Doğum Haftası’nın AKP tarafından resmileştirilmesiyle başlayarak devam eden bir süreç bu” değerlendirmesini yaptı.

“Biraz geçmişe gidip hatırlayalım, 2003 yılında Erdoğan bir kokteylde içine su koyduğu şarap kadehini tokuşturarak gösterdiği eğreti nezaketle gündeme gelmişti” diyen Durak, “AKP’li elitler kendilerine zül gelen bu çeşit seremonilere uzunca bir süre böyle bir uyum gösterdi. Fakat sonunda protokolü büyük ölçüde zapt ettikten ve dinselliğin gündelik olan üzerindeki retorik hâkimiyetini tesis ettikten sonra, resmi törenlerin restorasyonuna başladılar” ifadelerini kullandı.

Resmi protokoller bile İslamileşti

Kurumlarda yaşanan dönüşümün altını çizen Durak’ın değerlendirmesinde şu değerlendirmeyi yaptı: “On yıla yayılmış şekilde yapılan düzenlemelerle, çoğunluğu torba yasalar içinde geçirilen, daha önemli maddelerin yanında kamuoyunun pek dikkatini çekmeksizin yavaş yavaş gerçekleştirilen bir dönüşüm söz konusuydu. Bu kapsamda 2 Ağustos 2013’ten beri resmi merasimlere Diyanet İşleri Başkanlığı temsilcisinin de alınması ve tören planının yerel yönetimlerden katılımcıları da içeren bir heyet tarafından belirlenmesi kararı alındı. Alkol yasakları kapsamının günden güne genişletilmesiyle bürokratik elitlerin icabet ettiği davetler, kokteyl ve balolar birer birer yok olurken, bunların dini muadilleri olarak buluşulan iftarlar, kandil geceleri gibi toplantılar artırıldı. Bunun yanı sıra uzun yıllar seküler idealleri temsil etmiş olan 19 Mayıs gibi milli bayram seremonileri de sadeleştirildi, bunların ulusalcı karakteristikleri yerini neo-Osmanlıcı ütopik hayallere dair vurgulara bıraktı. ‘Yeni Türkiye’ politik maslahatına uygun olarak, resmi protokol İslamileşirken, resmi törensel form Osmanlıcı oldu. Söz konusu olan şey Osmanlıcı törensel yeniden yorumlanıştı.

Yaşanan Dönüşüme dikkat çekmiştik

“Demek istediğim, sürecin farkında olanlar için gördüğünüz bu fotoğraf bağıra bağıra geldi, lakin uzunca bir müddet böylesi düzenlemelerin yürürlüğe girmesine dikkat çektiğimizde liberal aparatlar tarafından ivedilikle paranoyaklıkla suçlandığımız için, bunların çoğu sosyalist solun gündemine dahi girmedi. Şimdi geldiğimiz noktada törensel formların bu dönüşümünün çıktıları yer alıyor, Yargıtay başkanının dua ederken izlediğiniz performansı ile törensel formların dönüşümü arasında doğrudan bir bağ söz konusu. Haliyle on yıldır gerçekleşen formel dönüşümü engelleyemediğimiz için benzeri performanslara çok daha fazla tanıklık edeceğiz.

***

Diyanet protokolde de 40 sıra öne çıkmıştı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı 30 Ağustos Zafer Bayramı Tebrik Töreni’nin, devlet protokolünde yapılan değişiklik de dikkat çekmişti. Daha önce 52’nci sırada yer alan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 40 sıra yükselerek Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının da önünde devlet protokolüne girdi. Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, protokolde 12’nci sırada yer alırken, Genelkurmay Başkanı ancak 14’üncü sırada yer aldı.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol